Modernleşme ve Sılai Rahim

Yazar: 
Ahmet Ağmanvermez
Köşe: 
Hadis İklimi

 
              İslam akrabalık bağı anlamına gelen “sıla-ı rahim”e çok değer vermiştir. Akrabalık kelimesinin “rahim” kavramı ile ifade edilmesi de çok manidardır. İnsanoğlu bir anadan, bir rahimden dünyaya gelmiştir. Ayrıca rahim Cenabı Hakkın Rahman ve Rahim isimleriyle aynı kökten türeyen bir kelimedir. Yüce Rabbimiz yarattığı bütün canlılara, bu sıfatı ile merhamet eder.
             Sıla-ı Rahim, yani “rahim bağlarını sağlamlaştırma” da ancak yakınlık hak ve görevlerine hakkıyla uymakla mümkündür. Nitekim Nisa Suresi 36. ayette:”Ey İnsanlar! Adını kullanarak birbirinizden bir şeyler istediğiniz Allah’a karşı gelmekten sakının ve akrabalık haklarına saygı gösterin.”buyrulmaktadır.
             Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de:”Rızkının çoğalmasını, ömrünün uzamasını isteyen kimse akrabasını kollayıp gözetsin.”(Buhari, Edeb, 12) buyurmaktadır. Rızkın çoğalması, ömrün uzaması, bereketlenme olarak anlaşılabilir. Az ömürde çok sevap kazanır, huzurlu bir hayat sahibi olur şeklinde de açıklanabilir. Bu sebeple sıla-ı rahim, ahretteki karşılığı ile beraber, dünyada da peşinen kazanılan karlı bir alışveriştir.

             “ Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabalarına ikram etsin”(Buhari, Edeb, 85) buyuran Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem iman ile akrabalık bağlantısını ortaya koymuştur.
Cahiliye döneminde, müşrikler arasında, çıkar ve menfaatler ön plana alınarak, akrabalık, yardımlaşma, sevgi-saygı ve benzeri davranışlar unutulmuştu. Bu sebeple İslam, tevhid inancı ile birlikte sıla-ı rahimi, Allah’a kullukla birlikte, anne-baba, akraba, komşu, eş ve dosta iyilik ve yardımda bulunma, onlarla güzel geçinmeyi emretmiştir. Nisa Suresi 36. ayette “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya… İyi davranın” buyrulması da manidardır.
            Bir şahıs Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gelir: “Beni cennete yaklaştıracak, cehennemden uzaklaştıracak amel nedir.” diye sorar. Hz Peygamber Sallahu aleyhi ve sellem şöyle cevap verir: “Allah’a ibadet eder, ona hiçbir şeyi ortak koşmaz, namazı dost doğru kılar, zekâtı verir, akrabalarına karşı iyi muamelede bulunursun… Bu şahıs bunlara sımsıkı sarılırsa cennete girer ”(Müslim, İman, 14)
            Bir başka hadisi şerifte ise : “Akrabalık bağı arşı âlâya tutunarak şöyle der :”Beni koruyup gözeteni Allah koruyup gözetsin. Benimle ilgisini kesenden Allah Rahmetini kessin.”(Buhari, Edep,13)
            Akrabalık bağlarını, anneler aracılığı ile tesis eden de Allah celle, bu bağın devam etmesini, akrabalar arası sevgi saygı köprüsünün sürekli sağlam kalmasını emreden de yine Allah celledir. Bu sebeple bazı âlimler “sıla-i rahim” farzdır, ilgiyi kesmek ise haramdır demişlerdir.
            Konu ile ilgili bir kudsi hadiste şöyle buyrulur: “Allah Teâlâ buyurur ki: Ben Rahmanım. Rahim (akrabalık) varya, işte onu kendi ismimden türettim. Ona riayet edene, ben ihsanda ve iyilikte bulunurum. Onu koparanı da lütuf ve merhametimden mahrum ederim.”(Ebu Davut, Zekât, 45)
            Ebu Hureyre  radiyallahu anhın rivayet ettiği bir hadiste bir şahıs Hz. Peygamber sallahu aleyhi ve selleme: “Ya Rasulallah ! Benim akrabam var ben kendilerini ziyaret ediyorum onlar bana gelip gitmiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyor. Ben onlara anlayışlı davranıyorum, onlar bana kaba davranıyorlar.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:”Eğer dediğin gibi ise akrabana sıcak kül yediriyor gibisin. Bu şekilde davranmaya devam edersen, onlara karşı senin yanında Allah Tealanın görevlendireceği bir yardımcı daima bulunacaktır.(Müslim, Birr, 21).Hadisteki “Sıcak kül yedirme” acı ve ızdırap içinde yaşama, dünya ve ahirette sıkıntıdan kurtulamama anlamına gelmektedir. Yani, senin yaptığın iyilikler yedirdiğin nimetler ileride sıcak kül gibi onların midesini, bağırsaklarını yakacaktır.
            Buhâri de geçen bir başka hadiste ise :”Akrabanın yaptığı iyiliğe aynı ile karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabayı koruyup gözeten adam ilgiyi kestikleri zaman bile onlara iyilik etmeye devam edendir.”(Buhari, Edep, 15) buyrulur.
            Sıla-i Rahim de ölçü sadece Allah rızasıdır. Müslüman olmayan anne-baba, akraba ve komşunun da üzerimizde hakkı olduğu, iyi davranma mecburiyetinde olduğumuzla ilgili hadisler de manidardır. “Yoksula verilene bir, akrabaya verilene ise iki sadaka sevabı vardır. Biri sadaka sevabı öteki de, akrabayı koruyup gözetme sevabıdır.” (Tirmizi, Zekât, 26) hadisi bu konuya açıklık getiriyor.
Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve selem sadece tavsiyede bulunmamış, aynı zamanda yaşamış, uygulamıştır. Hz. Hatice ve dostlarını, Hz. Ali radiyallahu anhın annesi Fatıma validemizi, sütannesi Halime vb. tüm akrabalarına imkânlarını da zorlayarak sürekli maddi manevi yardımda bulunmuştur. Bizler de bugün yakın ve akrabalarımızı ailecek sık sık ziyaret etmeli, yardımda bulunmalı, her türlü problemleri ile yakından ilgilenmeliyiz. Üzüntülerinde teselli, sevinçlerinde tebrik etmeliyiz. Uzaktaki akrabalarımızla da mektup, telefon ve internet aracılığı ile de irtibatı canlı tutmalıyız.
Ne acıdır ki bizler, akrabalarımızı tanımıyor çocuklarımıza, torunlarımıza tanıtmıyoruz. Cenaze, düğün ve bayramları vasıta yapmıyoruz. Şehrin yoğun temposu, stresi, İslam’dan habersiz yaşantımız sebebi ile batılı modern hayat tarzını İslam’a tercih ediyoruz. Bu hastalıklı hayat tarzına kendimizce bahaneler de bulmuşuz. İş-güç, geçim derdi, çoluk çocuğun istikbali, muhanete muhtaç olmama gibi, İslam’ın rızık anlayışına ters düşünceleri doğru kabul etmişiz. Ziyaretleşmeler, ya zaman ya da maddi külfet bahane edilerek terk edilmiş veya el gördü kabilinden usulen yapılmış. Oysa akrabalık bağı, tesbih danelerinin ipi durumundadır. İp, ziyaretler ve sıcak duygularla sağlamlaştırılmazsa, ipi kopan tesbih gibi, boncukları darma dağın olur. Tesbih niteliğini kaybeder. Akrabalar arasında sevgi saygı, yardımlaşma, ziyaretleşme kesilirse, İslam ile olan bağlarımız da zayıflar sonuçta kopar.
İslam’ın gönderilme gayelerinden biri de akrabalık bağlarını korumaktır. Amr bin Abese İslam’a girmeden önce Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme sorular sorarmış. Bir sorusunda :”Allah celle seni hangi vazife ile gönderdi ” der. Efendimiz de cevaben :”Akrabayı koruyup gözetmek, putları kırmak Allah’ın bir olduğunu ilan etmekle görevlendirdi…” (Müslim, Müsafirin, 294) buyurmuştur.
Hz. Cafer radiyallahu anh Habeş kralı Necaşi’ye hitabında :”Biz önceden akrabalarımızla, komşularımızla münasebetlerimizi keserdik.” Peygamberimiz bize akrabalık ve komşuluk haklarına riayeti ve güzel geçinmeyi emretti. “ diyor. Hz. Hatice, ilk vahiyden sonra Hz. Peygamberi teselli ederken :”…Akrabalarınla ilgilenirsin… Allah seni utandırmaz. Çünkü sen akrabalarına bakarsın…” diyor.
Sıla-i Rahim, akrabaları ilgilendirmekle beraber, komşular, arkadaşlar vb. din kardeşlerimizle de iyi ilişkilerde bulunmayı içine alır. Baba dostu, âlim, Allah dostu kişilerden, yaşayanları ziyaret, Peygamber, sahabe, salih, sadık, âlim zatların kabir ve türbelerini ziyaret de bir çeşit sıla-i rahimdir. Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Baki Kabristanı’na gider akraba eş ve dostlarını ziyaret ederdi.
Cenabı Hak bizleri bu dünyada Kur’an ve sünnetin nurlu yolundan ve bu yolu takip edenlerin izinden ayırmadığı gibi, cennetten Cemalullahı seyretmekten de mahrum bırakmasın. (Amîn)