Ramazan-ı Şerif ve Oruç
Oruç ayı olan Ramazan-ı Şerif, feyizli bir hayatın yaşandığı mübarek bir mükâfat ayıdır.
Orucun fazileti ve aslî gayesi, daimi bir ibadet şuuru içinde nefs engeliyle mücadele etmek ve nefsi kontrol altında tutarak tesirini asgarîye indirebilmektir.
Oruç sadece bu ümmete değil, evvelki ümmetlere de farz kılınmış bir ibadettir. Allahu Teala buyuruyor ki: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye sayılı günlerde size de farz kılındı.” (Bakara 183,184)
Orucu sadece günün belli zaman dilimindeki açlık ve susuzluktan ibaret saymamalıyız. Oruç ilahî bir emirdir, hem dünyevî hem uhrevî menfaatleri mevcuttur. Hazreti Mevlana kuddise sirruh buyurur: “İnsanın asıl gıdası Allah’ın nurudur, ona aşırı ten gıdası vermek layık değildir. İnsanın asıl gıdası, ilahî aşk ve akıldır.” İnsanoğlu, asıl gıdası olan ruhanî gıdasını unuttuğu ve ten gıdasına düştüğü için huzursuzdur. Ruhanî hayatımızı canlandırmak için Ramazan ayında çokça Kurân okumalı, salavatı şerife getirmeliyiz. Tevbe-istiğfar edip salih amellerle ruhumuzu beslemeliyiz. Ramazan-ı Şerif, müminlere fazilet ve olgunluk kazandırabilecek ilahi bir rahmet mevsimidir.
Oruçlu iken, ağıza bir şey girmemesine dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan sözlere de dikkat edilmelidir. Dedikodudan ve insanları incitici sözlerden son derece sakınmalı ve orucun fazileti azaltılmamalıdır. Peygamberimiz: “Oruçla Kurân, kıyamet gününde kula şefaat edecektir.” buyuruyor. Yine başka bir hadis-i şerifte Peygamberimiz aleyhisselam buyurdu ki: “Minberde iken Cebrail geldi, bana birinci basamakta iken ‘Ramazan-ı Şerife erişip de bağaşlanmayana lânet olsun.’ dedi. Ben de ‘Amin.’ dedim.” Aklı selim sahibi, mümin-i kamil olan kişilere düşen bu Ramazan ayını bir fırsat bilip iyi değerlendirmektir. Belki ömrümüz, gelecek Ramazana ulaşmaz.
SAHUR ve İFTAR
Sahura kalkmak ve bir şeyler yemek müstehaptır. Peygamber Efendimiz aleyhisselam: “Sahurda yemek yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır.” buyurmuştur. (Buhari, Müslim)
Sahur yemeği oruca dayanma gücü verir. Duaların kabul edildiği vakitlerden biri de sahur zamanıdır. Oruçlu, Allah’tan günahlarının bağışlanmasını istemelidir. Oruç ibadetini tamamlayıp iftar vaktine yetişen kimse, bundan büyük bir mutluluk duyar. Tuttuğu orucun mükafatını almak üzere kıyamet gününde Allah’ın huzuruna vardığı zaman ise en büyük sevinci tadacaktır. Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Oruçlunun iki sevinci vardır. Biri iftar ettiği vakit, diğeri de Allah’a kavuştuğu zamandır.” (Müslim)
İftar vakti yapılan dualar kabul edilir. Peygamberimiz aleyhisselam bu konuda şöyle buyuruyor: “Üç kişinin duası geri çevrilmez: 1. Oruçlunun iftar vakti ettiği duası. 2. Adaletli hükümdarın duası. 3. Mazlumun duası.”
Ramazan ayında zamanımızı, gece ve gündüzümüzü verimli halde geçirmeliyiz. Bir hadisi şerifte Peygamberimiz aleyhisselam: “Oruçlunun sükûtu tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, amellerinin sevabı kat kattır.” buyurmuşlardır.
Bu mübarek ayda bazı kişiler teravih namazından sonra kahve ve benzeri yerlere gidip sahura kadar vakitlerini laubali sohbetlerle, dedikodularla geçiriyorlar. Sonra da sabah namazını evde kılarak yahut hiç kılmadan istirahate çekiliyorlar. Bu, büyük bir gaflettir. Şeyh Sadi, ehli takva bir Allah dostu idi. Geceleri ibadet ile geçirirdi. Bir gece babasına şöyle demiş: “Baba, insanlar hep gafletteler, hep uyuyorlar. Yazık yazık...” Babası da şu mânidar sözü söylemiş: “Evladım, onların dedikodusunu yapmaktansa keşke sen de onlar gibi uyusa idin, daha kârlı olurdun. Zira uyuyandan kalem kalkar...” Bizim de okuyucularımıza tavsiyemiz odur ki seherleri zararla geçirmektense hiç olmazsa uyuyun da ömrünüzü israf etmeyin. Günaha dalmaktan kurtulun. Seherler dedikodu değil ibadet vakitleridir. Allahu Teala bizden seher vaktinde istiğfar etmemizi, geceleri kıyam ve secde ile değerlendirmemizi istiyor. Geceler bize tamamen uyku için tahsis edilmiş değildir. Ayet-i celilelerde Allahu Teala şöyle buyuruyor: “Onlar (gerçek müminler) gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler.” (Furkan 64), “Onlar geceleri pek az uyurlardı, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi.” (Zariyat 17-18)
FITIR SADAKASI
Borcundan ve asli ihtiyaçlarından başka nisab miktarı malı veya onun değerinde parası olan müslümanın fıtır sadakasını vermesi vaciptir.
Fitre, Ramazanda fakirlere verilen bir sadakadır. Dini ölçülere göre zengin olan kişinin, hem kendisinin hem de ergenlik çağına gelmemiş çocuklarının fitrelerini vermesi vaciptir. Kişi, hanımının ve büyük çocuklarının fitresini vermekle mükellef değildir. Ancak onların fitrelerini, onların izni olmadan verebilir. Ailelerin kendi aralarında böylesi güzel hallerde bulunmaları ise muhabbete vesile olur. Hayat ve eşya paylaşıldıkça güzelleşir.
Bir fitre yalnız bir fakire verilebilir. Fakire verirken niyet gerekir. Ancak kalble niyet yeterlidir. Dil ile söyleyip fakiri üzmemek gerekir. Zekat kimlere verilirse fitre de onlara verilir.
Bazı fakirlerin de, üzerlerine vacip olmasa da, fitre verdiklerine şahid oluyoruz. Bu onlar için nafile bir sadaka hükmünü taşır. Çünkü peygamberimizin ifadesine göre fitre; orucun kabul edilmesine, ölümün şiddetinden ve kabir azabından kurtulmaya vesiledir. Malın en güzeli, çeşitli vesilelerle Allah için infak edilenidir. Malın dünyada kalmasından ahirette rızık olması hayırlıdır. Bu sebeple kişinin malını mülkünü kendinden evvel ahirete rızık olarak göndermesi pek güzeldir. Her fakirin altında bir fakir vardır. Fakirin fakire sadaka vermesi ilahi bir ikramdır.
TERAVİH NAMAZI
Teravih namazı yirmi rekattır. Erkekler ve kadınlar için sünneti müekkededir. Ramazan ayında kılınır. Hastalık veya yolculuk sebebiyle oruç tutamayan kimselerin de teravih namazlarını kılmaları sünnettir. Teravih namazının camide cemaatle kılınması sünnettir ve sevabı pek çoktur. Evde tek başına da kılınabilir ancak camide kılmak daha faziletlidir.
Teravih namazının 20 rekat olduğu çoğunluk tarafından kabul edilmesine ve müslümanlar arasında yerleşmiş uygulamanın da bu yönde olmasına mukabil maalesef zaman zaman bu uygulamanın yanlış olduğunu ve 8 rekat kılmanın daha doğru olacağını iddia edenler çıkmaktadır. Sahabe zamanında teravih namazının yirmi rekat kılındığı konusunda icma bulunduğu rivayet edilmektedir. Ayrıca her mümin için adı nafile de olsa namazla geçen ömür, ömrün en kıymetli ânıdır. Bu sebeple namazda geçen ömrümüzü çoğaltalım. Beş vakit namazlarımızı, farzları ve sünnetleri ile beraber kılalım. Ayrıca varsa kazamız onları da mutlaka kılalım. Sünnetler ve nafileler konusunda farklı ve yanlış fetvalar duymaktayız. Okuyucularımıza tavsiyemiz odur ki okuyacağamız kitaplarda ve fetva isteyeceğimiz hocaefendilerde seçici olalım. Şunu bilelim ki takvası olmayanın fetvasına güvenilmez. Son zamanlarda garip fetvalar veriliyor. Bazı fetvalar var ki o fetvaların sahiplari mahşerde Allah’a zor hesap verirler. Mesela öyle kimseler çıkıyor ki sanki kendilerinin âkıbetinden eminmişler gibi kafirlerin de cennete gideceğini söylüyorlar. Umarız bu yanlışlardan vazgeçerler.
Allah’ım, ümmeti Muhammedi Kuran’a mahkum eyle! Amin.
