Oruç ve Eğitim

Yazar: 
Yrd. Doç. Dr. İlhami Nalçacıoğlu
Köşe: 
Eğitim

             Eğitimin tanımları içerisinde en yaygın olarak kullanılanların başında “İnsan davranışında istendik ve kalıcı davranış değişiklikleri meydana getirmek” gelir. Eğitimin kalıcılığı ve bireyin arzusuyla ortaya koyduğu davranış biçimleri üzerinde, tekrarın ve rutin uygulamaların önemli bir yeri vardır. Bu nedenle tekrar, kazandırılmak istenen alışkanlıkların kazanılmasını sağlar. Bunun ehemmiyetini vurgulamak için yarı Arapça, yarı Türkçe olarak şu tekerleme kullanılır: “Et tekrârı ahsen velev kâne yüz seksen” (Yüz seksen kere de olsa tekrar iyidir.)
            Oruç, insan hayatındaki günlük rutin hareketleri kaldıran; tan yerinin ağarmaya başlamasından itibaren gün batımına kadar orucu bozan şeylerden sakındıran bir ibadettir. Bu ise bir yıl boyunca devam eden insan alışkanlıklarının birden değişmesi, yani insanın önüne önceki davranışlarından farklı bir davranış örneğinin konmasıdır. Oruç konusundaki eğitimin zorluğu buradan gelmektedir. Biz burada büyüklerin ramazan ayındaki yükümlüklerinden daha çok, çocukların bu önemli ibadeti yerine getirmelerini söz konusu edeceğiz.

            İnsan karekterinin 2/3 oranında oluştuğu dönem, çocukluk yıllarıdır. Bu bakımdan çocukluk yıllarının, kişide istenilen davranış örneklerinin oluşması ve hayata geçirilmesinde önemli bir yeri vardır. Çocuklara dini görevlerin öğretilmesi planlı ve programlı bir şekilde olmalıdır. İbadetler, itikat esaslarının yerleşmesinde ve devamında etkili olurlar. Bu nedenle çocukların, daha küçük yaşlarda iken ibadete ilişkin uygulamaların içine çekilmeleri gerekir. Bunun ilk basamağı, çocuğun bilgilendirilmesidir. Bu bakımdan çocuğa oruç ibadetinin geçmiş peygamberlerin dinlerinde de olduğu, sevabının Allah tarafından verileceği, zorluklara katlanmakla irademizin güçleneceği, insan kişiliğinin disiplin altına alınabileceği, aç susuz kalmakla fakir ve ihtiyaç sahiplerinin hallerinin daha iyi anlaşılabileceği, sürekli çalışan fabrikaların senede bir bakıma alınması gibi orucun da Allah Teala’nın bizlere verdiği vücut nimetinin bakıma alınması anlamını taşıdığı… öğretilmeye çalışılmadır. Bununla beraber ramazan ayına mahsus sahur, imsak, iftar, fitre, kefaret ve teravih gibi kavramlar ve orucu bozan şeyler hakkında da bilgi verilmelidir. Kandil, kandil simidi ve mahya gibi görsel objeler de tanıtılarak ilgisi çekilmeye çalışılmalıdır. Bunlarla beraber orucun sadece yemek - içmekten sakınmak değil, kötü söz ve davranışlardan da uzak durmak olduğu öğretilmeye çalışılmalıdır. Bu yanıyla orucun, ahlaki olgunluğun sağlanması için de özel bir perhiz ve uygulama özelliği taşıdığı kavratılmaya gayret edilmelidir. Çocuklar, büyüklerden daha hassastırlar ve daha çok duygulanırlar. Bu hassaslığının ve duygusallığının onun hayatına yön verebilmesi için ilk şart yukarıda kısaca sıralamaya çalıştığımız bilgilendirme sürecidir. İkincisi ise anne ve babasından ibadetler konusunda gördüğü rutin davranışlarla beraber onlarda gördüğü farklılıklardır. Ebeveynin ve çevresindekilerin davranışları, çocuğa dini tecrübe için önemli örnek teşkil eder. Ramazan ayında gecenin bir bölümünde tatlı uykunun bölünerek sahur için kalkılması, sofrada her zamanki yemeklerden farklı taamların yer alması, sahurun bereketi ve ibadet şevki ile sofrada buluşulması, tatlı bir telaş, yapılan yardımlar, iftar zamanı duyulan heyecan ve nihayet gün boyu aç susuz geçirilen saatlerin sona erip iftar edilişi, tuttuğu veya tutmaya çalıştığı oruç için daha çok sevgi ve övgülerle kucaklanması çocuklar için çok önemli dini tecrübelerdir. Bu konuda hanım sahabelerden Rübeyyi Binti Muavviz radıyallahu anhayı hatırlayalım. “Bizler, aşure günü oruç tutulması yönünde peygamberimizin açıklamalarından sonra hemen oruç tutmaya başladık. Hatta o gün çocuklarımıza da oruç tutturduk. Oruçlu olduğumuz bu günde çocuklardan her hangi birisi yemek isteyecek olsa hemen boyalı yünden yaptığımız oyuncaklardan eline vererek iftara kadar oyalanmasını sağlardık.” (Buhari, savm 47; Müslim, sıyam136) Hanım sahabenin bu davranışından anlıyoruz ki çocuğun, açlığın verdiği zorluğa direnebilmesi için bilgilendirilmesi, sonra da ilgisini çeken şeylerle meşgul edilerek orucunu tamamlaması sağlanmalıdır.
            Eğitimde esas olan hususlardan birisi de “tedrîcilik” tir. Yani kolaydan zora doğru bir yöntem izlemektir. Rabbimize olan niyazlarımız arasında “Rabbim bizlere kolaylaştır, zorlaştırma…”yer alır. Rabbimizden kendimiz için istediğimiz bu hususu çocuklarımızı eğitirken biz de onlara karşı kullanmalıyız. Oruç konusunda da “tedrîcilik” bir eğitim ve öğretim yöntemi olarak ele alınabilir. Bu nedenle çocuğu oruç tutturmaya alıştırabilmek için ona tutabildiği kadar tutturmalı, daha sonra vaktinden erken de olsa oruç açtırma suretiyle küçük yaşta alıştırma egzersizleri yaptırılmalıdır. Bu konuyla ilgili olarak Abdullah bin Abbas radıyallahu anh, tek secde ile de kılsa çocukta namaz alıştırması yapmak gerektiğini vurgulamıştır. Kendisine sorulan “Hiç tek secde ile namaz olur mu? ” sorusuna cevaben “Namaza alışmaları için elbette bu daha iyidir.” demiştir. Namazla ilgili olan bu örnek, oruca alıştırmak için de geçerli olur. Bu arada konumuzla ilgili yapılan bir hataya dikkat çekelim. Halk arasında tabak orucu, tekne orucu gibi kavramların kullanıldığına şahit olmaktayız. Bunlar dini literatürümüzde yer almayan kavramlardır. Öğleye kadar tutulup bozulması, ertesi gün öğleden sonra tutulması veya tutulan orucun para karşılığı büyüklere satılması şekliyle dinde yer almayan uygulama biçimlerinin sonuna oruç kelimesinin getirilmesi ve bu surette takdim edilmesi yanlıştır. Çocuğu dinde olmayan bir takdim şekli ile karşı karşıya bırakmak eğitim yönünden sakıncalıdır. Hele hele tuttukları orucu para karşılığı satın almak, çocukları fırsatçılığa, menfaatperestliğe ve kolaycılığa alıştıracağı için çok yanlıştır. Dinde olmayan oruç kavramları kullanmak yerine Abdullah bin Abbas radıyallahu anhın namaz konusunda yaptığı gibi “doğrudan tedîriclik” prensibine göre hareket edilmelidir.
 
            Peygamberimiz “Oruç (kötülüklere karşı) bir kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu zaman kötü söz söylemesin, hiç kimse ile didişmesin, kimseye sataşmasın…” buyurmaktadır.
Rabbimizin bizleri günahlarımıza kalkan olacak, iman ve huzur dolu bir ramazanda buluşturması dileğiyle.