Ethem Fevzi Bey ve Rüyaları
Yıllar önce Mahir İz Hoca’nın “Yılların İzi” isimli hatıratını okurken, oradaki ilginç simalardan Ethem Bey dikkatimi çekti. Siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim.
Beykoz Ortaokulunda müdürken bir gün odama girerek Fransızca dersine girmek istediğini söyledi. Haftada 13 saat boş olduğunu söyledim, dilekçesini vermesini ve 18 gün sonra belli olacağını kendisine ifade ettim. 13 gün sonra gelerek; hal-hatırdan sonra bizim iş belli oldu dedi. Daha neticelenmesine 5 gün var, sen nereden öğrendin, dedim. Manevi postadan geldi, dedi. Hem de eksik gelecek, zira ben rüyamda buraya geldiğimde müstahdem bize kahve ikram etti, benimkinin bir kısmı döküldü. Kararname geldiğinde baktım ki, 9 saat, geri kalanı Leyla Hanım diye birine vermişler.
Vazifeye başladıktan sonra yer yer konuşurduk. Ticaret Mektebi Alisi’nden mezun olduktan sonra Fransız Sorbon’da yüksek tahsil yaptığını, Hariciyede dostların olduğunu, Kırım Cumhurbaşkanı Cafer Kırımer’in mektep arkadaşı olduğunu ifade etti. Ayrıca Paris’te serbest bir hayat yaşadığını, Rus İhtilali sırasında Dağıstan Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) yaptığını, daha sonra Ruslar tarafından Sibirya’ya sürgün edildiğini, 4 yıl kaldığını, manevi yönden ne olduysa orada olduğunu ifade etti.
Gördüğü bir rüyayı arkadaşlarına anlattığından dolayı ikaz olunan Ethem Bey, bir daha rüyasını kimseye anlatmamaya çalışmış. Bundan böyle gündüz olacak birçok şeyi rüyasında görmeye başlamış. Esir kampından çıkarılacaklara sorulacak soruları ve cevaplarını rüyasında söylemişler. Aynen çıkmış. Bilmiş ve esaretten kurtulmuş. Yanında bulunanlar İslam’ı seçmişler ve beraber İstanbul’a gelip bir eve yerleşmişler.
Bir defasında Çarşı Kapı’da Mahir Bey’le karşılaşırlar. Selam kelamdan sonra ikisinin de çene çalmaya müsait olduğu ortaya çıkar. Güveçlik malzemeyi fırına verir ve iki saat sonra alarak Ethem Bey’in evine gelirler… Eşi rahatsız olduğundan sofraya oturmaz. Bir müddet sonra evin tokmağı vurulur. Ethem Bey kapıyı açar.”Ha siz mi geldiniz?” der ve dolaptaki zarfı kadına verir. Hanım: “Kim o?”, “Hani gece rüyamda eski ev sahibini ihtiyaç halinde gördüğümü söylemiştim ya o geldi. Zarfa koyduğum parayı kendine takdim ettim.” “Ha iyi iyi” dedi ve geri içeri girdi. Bu olay karşısında şaşıran Mahir Bey; “Kişinin kendi rüyasına inanması gayet normal fakat ikinci şahsın (eşinin) bu kadar inanmış olması şaşılacak bir şey.” der.
Rüyasını anlattı. Ama ne enteresan hiç heyecan yok. Sanki bakkala gittim peynir, ekmek aldım der gibi bir durum. Meğer bunlar günlük işlerini rüya üzerine çoktan kurmuşlardı.
II. Cihan Harbi
II. Cihan Harbi bütün şiddetiyle devam ediyordu. Almanlar Rusya’da süratle ilerliyorlardı. Fevzi Bey Cafer Kırımer Bey’le devamlı temas halindeydi. Almanların savaşı kazanacağından o kadar emindi ki adeta Kırım’a gitmek için hazırlıklara başlamışlardı. Bir gün bozuk bir çehre ile odamın kapısını açtı. Girmesinde mahzur olup olmadığını başıyla işaret ederek girdi. İçerdekiler çıktıktan sonra hal hatır sorduk. “Sizi yorgun görüyorum.” dedim. “Hayır, yorgun değil üzgünüm. Muharebe şansı ters döndü.” dedi. “Fakat bu sabah gazete okumadın mı? Almanlar yıldırım süratiyle ilerliyorlar.”, “Evet ama bizim gece ajansı tersini söyledi.”dedi. Merakla sordum. “Ne oldu?” “Bu gece Hitler’i gördüm. Saçları ağarmıştı.” dedi. “Ak müjdeye işarettir, zafere delalet eder.” dedim. “Bizim tabirimiz öyle olsaydı rahat ederdik.” Biraz görüştükten sonra her zamanki gibi rahat oturamadığı için erken gitti.
Aradan yaklaşık 10 gün geçmişti. Ethem Bey sapsarı bir benizle odaya girdi. Herhangi bir şey demeden kanepeye yığılıp kaldı. Biraz sonra, “Vaziyet çok kötü, Almanlar bozguna uğrayacaklar.” dedi. “Aman Fevzi Bey, gazetelere ajanslara bak! Dev adımlarla gidiyorlar; Viladivostok’a yaklaşmışlar.” dedimse de yine o üzgün sesiyle “Biz, bizim gece ajansına bakarız, doğru haber oradadır.”dedi. “Ne gördün?” dedim. “Yine Hitler’i gördüm. Başı yarılmış yüzüne doğru kan akıyordu.” dedi. Bu durumda teskin ve teselli etmenin anlamsızlığına inanarak “Hakk’ın tecellisini bekleyelim yeise düşmeyelim.” dedim. Aradan 20-25 gün kadar geçti ki Almanlar geri çekilmeye başladı, rüya da böylece tahakkuk etmiş oldu.
Gene bir gün rüyasında cihan pehlivanları müsabakasını görmüş. En sonunda Japon pehlivanı Rus pehlivanını yerden baş aşağı kaldırıp iki tarafa bir müddet salladıktan sonra bir uçurumdan aşağıya attığını söyledi ve “Netice bu olacak” dedi. Fakat bu rüya hala çıkmadı, ne anlama geldiği belli değil.
Fevzi Bey, kendisi dahil kimin başı ağrırsa elini başına koyar okur ve Hakk’ın izni ile anında geçerdi. Başı ağrıyan kadın olursa elini sürmez, ekmek bıçağını başına kor ve bakmazdı. Rusça ve Fransızcayı çok iyi bilirdi. Coğrafya malumatı ihtisas derecesinde idi. Çok kıymetli olan hatırasını yazmış, fakat ondan çalmışlardı. Ona çok üzülmüştü.
Kesin belli olmamakla beraber 1954 yılında vefat ettiği sanılan Ethem Fevzi Bey, bilinmeyen gizemli yönleriyle yakın çevresini bilgi ile mücehhez kılmıştır, hatıratının kaybolmasına kendisinin üzüldüğünden daha fazla benim üzüldüğümü söylersem yalan olmaz.
Hayatıyla ilgili geniş bilgi sahibi olamadığımız Fevzi Bey hakkında büyük Üstat Mahir İz’in anılarından özetleyerek yazmaya çalıştım. Firkatin vuslatla buluştuğu (mütemmimleştiği) bir anda esrara kavuşan Ethem Fevzi Bey’e Allah’tan rahmet diliyorum.
