Ahengin Cazibesi
Biz Davud’a dedik ki; “İşleri en güzel, en ideal bir şekilde hakkını vererek yap ve onlar arasında ölçü ve uyumu gözet.
Ve hepiniz Allah’ ı (c.c.) razı edecek işler yapın. Çünkü ben yaptığınız her şeyi görmekteyim”(34/Sebe suresi, 11)(M. İslamoğlu, Gerekçeli meal tefsir,c.2, s.847)
Muhyiddin ibnü-l Arabi; “Hz. Peygamber iki büyük miras bıraktı: Ferdiyetin yüceliği ve güzellik sevgisi.(Türk Edebiyatı Dergisi, s.426,sf.39)
İyadeye bakıldığında bu iki meziytin devr-i risallette yürürlükte olduğu anlaşılıyor. Kapsamı çok geniş olan bu iki ilke insanın hazret-i insan haline gelmesinin de, dünyanın cennete dönüşmesinin de alt yapısı görünuyor.
Ferdiyetin yüceliği ve güzellik sevgisi. Birincisi eğitim öğretimi, diğeri de sanki bunun neticesini ifade ediyor. Birincisi insanın, ikincisi de yaşadığı çevrenin güzelleştirilmesi.
İnsan fıtratını, ilgili ayet-i kerime ve hadis-i şerifleri, bilim adamlarının açıklamalarını göz önüne aldığımızda insanın hayat serüveni kusurlarını azalta azalta, meziyetlerini çoğalta çoğalta yaşamasının lüzumu ortadadır.” Ah sen-i takvim üzere yaratılan insanın ruhen, kalben, aklen fiziken neşv-ü nema bulması hayatta ki bütün güzelliklerin alt yapısıdır.” Diye düşünüyorum. Bilgi, duygu ve vizyonla donatılmış bir insanın boş ve basit bir hayata razı olmayacağı, yüksek idealler peşinde koşacağı, dünyanın cennete dönüşmesi için bitmez-tükenmez çabalar içinde olacağı aşıkardır. İşte tam da bu noktada faaliyetin yüceltilmesini bilinen manada güzelliklerin de alt yapı olduğunu söylemek doğru olacaktır. Yüksek seviyeli, ince ruhlu bir insanın güzelliğin her çeşidine hayran kalacağı bellidir. Bu hayranlıktan nice güzellikler doğacağı da bilinen bir husustur. Bu iki ilke bir birinden ayrılmaz iki temeldir. Belki şöyle demek daha doğru olacaktır: her biri diğeri için besleyici bir damardır.
Allah yarattığı her şeyi en sağlam, en güzel şekilde yaratmıştır. Kâinat sanki en ileri düzeyde matematik ve geometri kullanılarak yaratmıştır. İnsan müdahalesi olmadan ne tarafa baksanız bir ölçü ve ahenkle karşılaşıyorsunuz
“İnsan bu dünyaya kesb-i kemal ve seyr-i cemal için gelmiştir.”diyen İbnü’l Arabî’dir. Seyr-i cemali sürdüre sürdüre kesb-i cemale erecektir insan. Aksi de söylenebilir: Kemal yolunda ilerledikçe ahenge ilgi daha da artacaktır.”güzel gören güzel düşünecek ne güzel düşünen hayatından lezzet alacak, manevi hazlara ulaşacaktır.
Âlem güzelliklerle doludur. Bir insan güzelliği vardır ki kalem ve kelam onu anlatamaz. Masum bir çocuk güzelliğini anlatmak mümkünmüdür?
Bir dağın, bir derenin güzelliğini nasıl ayade edelim? Dağın güzelliğini okumak, duymak kayi olmadığı gibi baş gözüyle görmek de kayi değildir. Kalp gözüyle görmek, kalben etkilenmek, hayret ve hayranlık makamına ermek gerekir. Bu, büyük insanlara mahsus bir meziyettir, kolay gerçekleşmez. Dağın heybeti karşısında binlerce insandan her biri derece derece etkilenecek ama hayret ve hayranlığı yaşayan insan sayısı bir elin beş parmağını geçmeyecektir. Bu, ulaşılması kolay olmayan yüce bir mertebedir.
Binlerce dağ, binlerce dere güzelliği bir dereninin, bir dağın binlerce ayrı kesitinde nice güzellikler.
Ağacın, kurdun, kuşun, yağan yağmurun, savrulan karın, küme küme bulutların güzelliği. Milyarlarca ağacın, milyarlarca kurdun- kuşun milyarlarca ayrı ayrı güzelliği.
Ürperten karanlıklarda yağan yağmurlar, çakan şimşekler, yeri göğü inleten gök gürlemeleri. Kayaların homurtusu, mermerin şen kahkahası…
Nasıl bir güzellikler denizinde yüzdüğümüz ortadadır.
Bu cemali tecellilerle Yüce Yaratan ne demek istiyor? Maksadı ilahi nedir? İnsan ayağı basmadık dağ uçlarına nice bin güzellikler kimi hitab ediyor?
Bu sualer bizi düşüncelere, arayışlara götüren suallerdir. Nice bin güzellik var ki insan gaflet içinde yanından geçip-gider. Bu güzellikler karşısında içi içine sığmayanlar ne kadar azdır. Ne ki insan yine de güzellik üzerine kelimeler mırıldanır durur.
Yüce Allah (c.c.) yarattığı her şeyi güzel ve sağlam yaratmıştır. Ne yana baksanız tenasüp, denge ve ahenk görürsünüz.
Hastalıklar ve benzeri kusur ve kesirin hikmetini anlayabilmiş değiliz. Bu noktayı, “dünya hayatı zıtlıklar üzerine kurulmuştur.” Deyip geçiyoruz tatmin edici açıklamalar yapamıyoruz
“Allah’ın ahlakıyla ahlaklanınız” ölçüsünün hadis olduğu kesin değilse de, doğru bir mana ifade ettiği kesindir, diye işin uzmanları ifade ediyorlar. Bu ölçü yaptığı işin hakkını verme düşüncesini doğurur. Yaratığı kemal üzere yaratan Allah’ın işin hakkını vermeye çalışan kulları olur, olmalıdır. İlahi müşahede altında yaşadığını bilen insan elbette hayatını söz ve fiillerini Allah’a beğendirmek niyetinde olacaktır. Büyük makama sunulacak eser hakkı verilmiş bir eser olmalıdır. Yaptığını sadece Allah’a beğendirme düşüncesi aynı zamanda kula kulluktan kurtuluş demektir.
Peygamber Aleyhisselam, oğlu İbrahim defnedileceği sırada mezarcıya, mezarın tabanının tesviye edilmesini söyler. Soru üzerine, bunu ölüye zararı olacağı için değil, göze hoş görünmediğinden istediğini ifade buyurur. On dakika sonra örtülecek bir mezar tabanının göze hoş görünmesini isteyen şanlı Rasûl’ün kurulacak bir binanın, bir mahallenin, bir şehrin âhengine ne denli önem vereceği açıktır. “Şüphesiz ki Allah her ne yapıyorsanız güzel yapmanızı emrediyor” buyuran da o şanlı Rasûldür.
Cennet tasvirleri baştan sona âhenk özlemleri uyandıracak mahiyettedir. Bu tasvirlerdeki murâd-ı ilâhinin biri de şu olabilir: dünyanızı kurarken cenneti göz önünde bulundurun. Cennet madem ki “Dârü’s selâm” dır
“Allah celle celaluhu ölümü ve hayatı hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için yaratmıştır.” (67/ Mülk, a.z)
İmtihana çekildiğimiz konu; “Amel bakımından hangimiz daha güzel olacak ?”
Buradaki amelin, “ amel-i Salih” olduğu açıktır. Amel; iş, eylem davranıştır. Davranışın neticesi eserdir. Bu eser ibadet, ahlak olduğu gibi duygu ve düşünce muhtevâlı da olabilir. Tamamen maddi de olabilir.
Hangi türden bir amel olursa olsun, hedef en güzele ulaşmaktır. Sanki başka insanların ortaya koyduğu eserlere gıbta edilerek, onları da aşma duygularına ulaşacaktır. İyinin ve hayırın dâima daha ötesi olduğu gibi, güzelliğin de ötesi dâima olacaktır. Ulaşulan mertebeyle yetinmek veya yetinmemek duygusudur ki insanı yeni güzellikler arayışına yüksek hasretlere, yüksek şeylerin hasretine sevkedecektir. Bu, insanlık dünyasının maddi ve mânevi kemâle doğru gelişimini sağlayacaktır.
Cennet hernevi güzelliğin zirve yaptığı yerdir. Cennetten ötesi yoktur ki “esmâ-i Hüsnâ kâmilen, nihayetine kadar orada tecelli edecektir” diyelim. Her bir ismin tecellisinde yüce kudretin zorlanması söz konusu değildir. Şu halda cennet bambaşka, söze ifadeye sığmaz nimetler ve güzellikler diyarı olacaktır. Yaratan yaratmayı sürdürecektir. Bu iş hangi noktaya varacaktır ?
işte burası sözün bittiği yerdir
Güzellikleri sevip sonsuz güzellikler yaratan Allah’ın sürekli güzellik üreten kulları olur, olmalıdır. Akıl ve mantık bunu gerektirir.
İyi de ozaman âlem-i islâm’ın hâl-i hâzırını, akıllara ziyan durumunu nasıl izah edeceğiz?
Bu uzun bir hikayedir, geçelim efendim.
