Karakter Yahut Kişilik
Hoca eline tebeşiri alıp tahtaya kocaman bir (1) rakamı çizer. “Bakın” der çocuklara; “bu bir (1) rakamı kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey!” Sonra (1) rakamının yanına sıfır (0) koyar: “Bu başarıdır. Başarılı bir kişilik 1’i 10 yapar.” Bir sıfır daha ekler: “Bu tecrübedir.” 10 iken 100 olursunuz. Ve sıfırlar uzayıp gider. Yetenek... Disiplin... Kararlılık... Azim...
Güngörmüş tecrübeli hoca, öğrencilere, eklenen her yeni sıfırın kişiliği 10 kat daha zenginleştirdiğini anlatır. Bütün öğrenciler gözlerini açmış, pür dikkat dinlerken hoca eline silgiyi alıp en baştaki bir (1) rakamını siler. Geriye bir sürü sıfır kalmıştır. İşte can alıcı yorum: “Kişiliğiniz yoksa öbürleri hiçtir!” İbrahim Refik böyle anlatmış kişiliği.
Kişiliksiz bir mahlûk için davranış hududu da düşünülemez. Virüs gibidir. Sürekli DNA değiştirir. Münafık karaktersizliği ile hem kendi hayatını hem de yakın çevresindekilerin hayatını bozguna uğratır. Bozgunculuk onun hayatının asıl amacıdır. Şehvetinden ve midesinden başka düşünebileceği hiçbir şeyi yoktur. Bunlar için de Yapabileceği hiçbir hile ve bozgunculuktan geri kalmaz. Necip Fazıl’ın bir zümre için söylediği cümleler onlar için de geçerliliğini yitirmez. Şöyle ki: Yiyecekleri iki yumurtanın lezzetini almak için, dünyayı yakmaktan çekinmeyecek lanetlilerdir.”
Kendisine birçok konuda katılmadığım bir yazarın yıllar önce okuduğum bir yazısındaki tespiti dikkate değer. Şöyle ki: Yirmi yıl önce insanlara para karşılığı oyunu bizim partiye ver deseniz, benim oyum satılık değil derler ve sizi vurmaktan çekinmezlerdi. Şimdilerde insanlar yüz dolar için dinlerini değiştiriyor. Bu yazarın tespitinde yanılmış olmasını umuyorum. Fakat acaba sorusu zihinleri meşgul etmiyor değil. Sovyet diktatörü Stalin’in yakınlarından Temesevski’nin bildirdiğine göre, Stalin: “Bütün dünya komünistlerine gönderilen paradan sadece Türkiye’ye verilenlerin boşa gittiğini söyler.” Sebebi sorulunca da: “Anadolu henüz dini geleneklerine bağlıdır. Avrupalı kapitalistler onları geleneklerinden uzaklaştırsınlar, propagandamız ondan sonra müessir olabilir.” Cevabını verir. Ahlaki değerlerin ne kadar mühim olduğu bu olayla bir kere daha teyit edilmiş oluyor. Hem de bir zalim tarafından.
Eşeğin sesinin, seslerin en çirkini olmasını Mevlana Celaleddin i Rumi Hazretleri şöyle izah eder: Çünkü eşek midesi acıktığında ve şehveti geldiğinde anırır. Eğer insan sadece bu ikisinden dolayı yani acıkması ve şehveti için bağırıyorsa kişiliğini de neyin kişiliğine neye benzetmiş oluyor acaba?
Bütün bunların karşısında Eflatun ahlakı şöyle anlatır: Ruhun mümkün olduğu kadar Allah’a yaklaşmak için gösterdiği cehd ve gayrettir. Bir nevi nefsin sağlık bilgisidir. Eski âlimlerimiz “mebde i ahlak faziletin menfaate hakim olmasıdır.” derler. Yani fazilet değerleri ahlak ile çatıştığında fazilet değerleri tercih edilebiliyorsa orada ahlak adına bir şeyler var demektir.
Nebi-i Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte dua edelim. “Allah’ım ayrılık ve bozgunculuktan, ikiyüzlülük ve kötü ahlaktan sana sığınırım.” Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmamıştır. Nebevi müjdesini ebeveynler çok iyi anlamalıdır. Bu müjdenin gereğini yapmak bizim için bir ahiret saadeti olması bakımından çok mühimdir. Kaldı ki dünyada da mutluluğunu müşahede ederiz.
Kişiliğin gelişmesinde, özellikle nefsin – mide ve şehvet- dayatmalarında ruhun başarılı bir direnç gösterebilmesi ve fazilet tarafını seçebilmesi için muhteşem bir reçeteyle buluşuyoruz: Oruç. Oruç ruhu rahatlatıyor, kişiliğin erozyona uğramasına engel teşkil eden müthiş bir çelik zırh vazifesi görüyor. Ruh ve nefis mücadelesinde ruhu kuvvetlendiriyor. Kuvvet kazanan ruh, faziletlerle çıkarlar çatıştığında faziletleri tercih etmekte hiç zorlanmıyor. Yemediği halde daha güçlü bir kişilik ve kalp kıvamı meydana geliyor.
