İki devre arası namaz
Sevgili ilkadım okurları, uzunca bir ayrılıktan sonra sizlerle birlikte olmanın sevinç ve heyecanıyla kalemim kelama dönüştü. Bir devirdi geldi geçti Peh peh peh. Tilkinin dönüp dolaşacağı en son geleceği derici dükkânıdır. Her şey aslına rucû eder… Denize dökülen ırmak yatağını değiştirmez.
Gök cisimlerinin her bir dönüşüne / turuna devir, devirlerin başlayış ve / veya bitiş noktalarında tamamlanışına da devir denir. Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı bir şaheser olarak insan, aslında kâinatın özeti bir varlıktır. İnsan, kendisi için tayin edilen eceli müsemma içinde ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış misali çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve ihtiyarlık devirlerinden geçer, aslına rucu ederek bu dünyadan göçer. Hilkat gününden belli, yerler ve gökler O’na münakiddir. O’nun kurduğu düzen saat gibi işlemektedir. Mahlûkat arasında yalnız insan, O’nun çizdiği nizamın dışına çıkarak yanılır. İnsanın yörüngesinde deveran etmesi için Peygamberler gönderilmiş, kitaplar indirilmiştir.
Buna rağmen “Ehli Kitaptan bir taife diğerlerine şöyle demişlerdir. İman edenlere inzal olunan Kur’an-a sabahleyin iman edin, akşam üzeride onu inkâr edin. Olur ki; onlar dinlerinden dönerler.” (Âl-i İmran.72) İsrail oğullarından Ümmet-i Muhammed’e Yahudileşme Temayülü adlı eserinde Mustafa İslamoğlu sırasıyla imanda pazarlığı, Kur’an ve sünnet üzerinde tahrifatı, asabiyet ve ırkçılığı, taklit hastalığı ve kimlik kaybını, dünyevileşme ve nimet azlığını, hizipçilik ve gündem saptırmayı, nemelazımcılık dini törenselleştirme sevgisizlik ve iki yüzlülük ara başlığı altında ahlaki kokuşmayı, ütopyayı, Allah’ı takdir edememe ve ciddiyetsizliği, boşu boşuna tartışma ve gerçeği bile bile inadla inkârı Kur’an-a göre Yahudileşme alametleri olarak zikretmiştir. Bundan daha önceleri Yunus Emre “Teşâbehet kulûbühüm” (Bakara. 118 ayetini) “Müslüman gibi görünür, kendisi benzer Keşiş’e” şeklinde tefsir etmiştir.
Yahudileşme temayülü bir sapma eğilimidir; bir inanç hastalığıdır. Yahudileşme süreci her bir tahrif sürecidir. Sadece Vahyi değil; duyguyu, düşünceyi, bilgiyi, hayatı, tabiatı, insanı, fıtratı, toplumu, olayları tahrif. İnsandaki bu tahrif ve temayül taklit ile başlar. Taklit, şebeğin en iyi marifetidir. Merhum N.F.K. ifade ettiği gibi; “Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap / Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılâp.” Kur’andaki “alçak maymunlar” ifadesi Rabbani değerlere inad ederek sırtını dönen ve gerçekleri inkâr eden kitap ehli için kullanılmıştır ki; sırtında kitap yüklü merkep teşbihi de bunlar içindir. Burada Yahudi kelimesi bu sapmanın sembol adıdır. Aslında Kur’an da lanetli bir kavim yoktur, lanetli bir mantık vardır.
Şeytan da bunun için melundur.
İnsandaki sahip olma duygusunun tutkuya dönüşmesine hırs denir. İbn-i Haldun’a göre İnsanın yaşaması için hırsa ihtiyacı vardır. Ancak aşırı hırs insanı strese sokar, hasta eder. Hırsı gereğinden az olan insanda yaşama azmi kırılır. Gam ve kederle fani olur. Kâinatta her şey bir denge üzerinde yaratılmıştır. Bir terazinin dili gibi kefelere ne koyduğumuza dikkat etmeliyiz. Altını el kantarında karpuzu sarraf terazisinde tartmaya kalmamalıyız. Külli irade tecelli eden hadiseleri cüzi irademizle tartmamalıyız. “İdrak-i meali ki; bu akla gerekmez. Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.” (Ziya Paşa)
Çağdaş put perestliğin totemleri olan bu günün para ve teknolojisi dünüm Sam iri’sinin icat ettiği rüzgâra karşı konulduğunda öten altın buzağı heykelinin yerini almıştır. O gün aç gözleri Arzı Mev’ud’a girerken hıtta! (Bizi affet!) demek yerine hinta! (Buğday!) dedikleri gibi bu günün nimet azgınları sarımsak ve soğana selam vermedikleri gibi Beni âdem’e kinte muamelesi yapmaktadır. O gün bıldırcın eti ve selvadan usananlar bu gün kuzu eti ve helvayı çöpe atmaktadır.
O gün Karun’un elindeki varlık, debdebe ve ihtişamı görüp de Keşke! Diyenler bu gün dünyadaki sözde global kriz yüzünden iflas etmiş zenginlere vaybe! Yerine Oh be! demektedir. O gün Apis öküzüne taptıkları için Bakara’yı boğazlamak istemeyenler bu gün denize nazır Baraka Villa’larda kurban kesmeyi hayvan haklarına ihanet olarak görmektedir. O gün Hazret-i İsa’yı yemekten sonra ellerini yıkamayan havarilerinden dolayı eleştirenler, bu gün Yogo seanslarıyla terapi yapan bayanın mantarlı ayaklarını öpmektedir. O gün kendi heva heveslerini tanrı edinen Ahbar ve Ruhban bu gün dini törenselleştirmek için resmi dini, milli iradenin emrine ram etmektedir. O gün Hazret-i Muhammed sallâllâhu aleyhi ve sellem’in ciğerparesi Hazret-i Hüseyin’in kanını dökenler bu gün Kerbela’da torunlarının canına ve iliğine camide ilişmektedir. O gün Cennetteki yasak ağacın cinsini merak edenler bu gün Cennetin evinin önündeki Kavak ağacını kim kesti? Diye sorarak gündemi çarpıtmaktadır. Asrı Saadet’te ganimet taksimine itiraz edip “Adil ol Ya Muhammed” diyerek Peygamberimizin elbisesini çekip yırtanlar bu gün Hazret-i Muhammed aleyhissâlâtü vesselam aramızda olsaydı BMW’ye biner “Peri Tower”larda kalırdı diyerek yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden anlayışıyla zaten ertelenen İslâm’ı hayatı iyice ötelemektedir. Daha dün Meclis’te hilafetin ilgasına evet diyen sarıklı mücahitler(!) bu gün de aczi mendineyev’inden peruklu mücahitler olarak nevâfili feraize tercih etmektedir. Sistemin baskısı ve dünyanın cazibesi Mısır Kadılara(!) sadece elinde değil dilinde kestirmektedir. Nasreddin Hoca merhuma da bindiği dalı kestiren aynı zihniyettir. Al birini vur ötekine. Böl, parçala, yut. Kes kopyala yapıştır. İşine gelmiyorsa delete.
Dün bir İblis vardı laik olarak, Rabbine karşı direnen, akıl ve mantığı vahyin önüne koyan. Bu gün binlerce İblis var Eza zil’e taş çıkaran Cennete gitmek yerine Cenneti dünyaya taşımak istenmekte ve Şeytanın “ Hallederiz!.. diyerek kurduğu ütopya sürekli insanımızı meşgul etmektedir.
Bir de Mesih-i İsa nüzul ederse Ümmeti Muhammed’in işleri kebap ve şeriat tamam. Oyun ve eğlenceye devam. Kime ne gam ve keder? Oturun internetin başına Peder ne derse der. Tutun farenin kuyruğundan. Kedi gibi oynayın Google’da indirin Kurtlar vadisinin geçmiş bölümlerini. Nasıl olsa Y.Nuri abiniz var. Yatsı ile sabah namazlarınızı Hanım Sultan mescidinde kılarsınız. Cemi tehir ile kuşluk vaktinde kılarsınız. Yahut da iki devre maç arasına sıkıştırışınız salâtı, iki ekmek arası döner gibi. İki devre arası reklam içine de atabilirsiniz namazı… Tabi ki; içinizde muhabbetullah ve mehafetullah yoksa. Varsa yapamazsınız. Zira namaz müminin miracıdır. Allah’a dost olanlar için namaz şeriat kapısının imandan sonra ikinci makamıdır. Ve avamın namazı beş vakittir lakin arifler her an namazdadır. Anı yaşayanlar! İşte onlardır. Kimsenin İslâm’ı ne Yahudiler gibi törenselleştirmeye, ne de Hıristiyanlar gibi vicdanileştirmeye hakkı yoktur. Kimsenin dini ne Yahudiler gibi tamamen siyasileştirmeye ne de Hıristiyanlar gibi yalnızca ahlakileştirmeye de hakkı yoktur. İzolasyon ve entegrasyona hayır. “İki cami arasındaki beynamaz ne İsa’ya ne Musa’ya hele Muhammed’e hiç yaramaz.” Yahudiliğin simgesi olan üçgenin iç açılarının toplamı 180 derecedir. Bu, iki üçgenin iç içe girmesiyle 360 derecede olur. işte Kur’andaki Yahudi anlayışının sapma açısını ifade eden rakam budur.
Gök gürültüsünün sesi susamışa baş ağrısı verir. Çünkü bilmez ki kutlu bir bulutu, o gök gürültüsü çeker. Anlam gözetenlerin kıblesi sabırdır, dayanışma ve direniştir. Görünüşe tapanların kıblesi taştaki nakıştır.(Mevlana) Ya Rabbi! Kâinattaki akışımızı ve hayata bakışımızı düzelt.
Bizi dosdoğru yola ilet. Nimet verdiklerinin yoluna. Yahudileşerek gazaba uğrayanların ve Hıristiyanlaşarak sapıtanların yoluna değil. Hele hele Yahudi ve nasara kılığındaki müşriklerin yoluna hiç değil (Âmin-e Âmin.) velhamdulillâhi Rabbil Âlemin.
















