Korku mu? Korkaklık mı? Ümit mi? Gevşeklik mi?

Yazar: 
Ahmet Ağmanvermez
Köşe: 
Hadis İklimi

 
Kuran ve Sünnet’te korku kavramı havf, haşyet, vecel ve cebanet kelimeleri ile ifade edilir.
Havf, yapılan bir yanlışlıktan cezaya çarptırılma, hoşa gitmeyen bir şeyin başa gelmesinden endişe etme halidir.
Haşyet ise, bilgiye dayalı, tazim ve hürmetle karışık özel bir korkudur.
Vecel ise, korkunun his ve duygu haline gelmesi, bütün kalbi duygularını sevdiğine bağlamasıdır.
Cübün veya cebanet ise dilimize korkaklık olarak geçen, korkulmaması gereken şeylerden korkma halidir. Hz. Peygamber sallalahu aleyhi ve selemin, Allah Teâlâ’ya sığındığı korku budur.
Havf, genel müminlerin, haşyet âlimlerin, vecel ise mukarrebun (seçkin makam sahibi) müminlerin sıfatlarıdır.
Cebanet ise fasık, kâfir, münafık ve ruhen hastalıklı insanların sıfatıdır.(1)

Korku ve ümit insan tabiatında var olan, bir arada bulunması gereken iki zıt duygudur. Pozitif ve negatif bu iki gücün kimyasal olay gerçekleşmesi için birlik olmaları gerekir. Havf ve reca denilen, korku ve ümit, imanın kontrolünde aynı kalpte dengeli bir şekilde beraberce bulunmalıdır.
İnsan bir taraftan cehenneme girmekten, Allah’ın azabından, O’nun sevgisini kaybetmekten korkarken; er-Rahman, er-Rahim, el-Vedud, es-Selam, el-Mümin, el-Müheymin gibi esmaları düşünerek ümidini hiç kaybetmemelidir.
Hz. Ömer radıyallahu anhden nakledilen bir söz şöyledir: “Kıyamet günü sadece bir kişi cennete girecek diye ilan edilse, o bir kişinin ben olacağımı umarım. Yine bir tek kişinin cehenneme gireceği bildirilse, bu kez de o kişinin ben olacağım endişesini yaşarım.”(2)
 Korku ve ümit dengesini en güzel, en özlü ifade eden cümleler işte bunlarıdır.
Kuran ve Sünnette bir taraftan korkutarak günaha kapılma engelleniyor; diğer taraftan kurtulmak isteyenlere affedilme ümidi veriliyor. Korkular kâbusa dönüşmeden, ümitler başıboş, serkeş, isyankâr bir yaşantıya sebep olmadan, canlı ve aynı zamanda tedbirli, ölçülü ve istikrarlı bir hayat tarzı isteniyor. Korkuya kapılan, ümidini yitiren fert ve toplumlar, hareket kabiliyetini yitirir, inisiyatifi kaybeder, işi oluruna bırakır. Bu durumda sabırla mücadelenin bir anlamı kalmaz. Bu gibi toplumlar, organize olmuş küçük grupların sultasına girerler.
Sadece Allah’tan korkan, ümidini O’na bağlayan fert ve toplumlar, en ümitsiz gibi görülen durumlarda, ilahi yardımı yanlarında bulurlar. Zayıf imanlı insanlar ise, korkularını hastalık haline getirirler. Korkulmaması gerekenlerden korkan, fanilere ümit bağlayan insanlar bunalıma sürüklenir. İntiharın en önemli sebebi de iman zaafıdır.
“Nefsini bilen, Rabbini bilir.” sözü gereği, Allah’ı tanımaya kendimizden başlamalıyız. Allah’ı tanıyan marifetullaha eren insanlar, korku ve ümit dengesini de iyi kurarlar. Rahman ve Rahim’i iyi tanıyan günahlarına takılıp kalmaz. Azizün Züntikam (yüce ve intikamını alıcı) olduğunu bilenler de, günah işlemeye kendinde cesaret bulamazlar. Bu korku bizi, gereksiz korkulardan da korur. İslami kimliğimizi, müslüman şahsiyetimizi kazandırır.
“Ancak benden korkun.”(3) emrine uymayanlar fakirlik, hastalık, ölüm, insanlar, tağutlar ve benzeri onlarca korku üretirler. Fanilerden ümidini ve korkuyu bırakıp, baki olan Allah’a bağlanmalıyız.
Hz. Nuh aleyhisselamın dokuz yüz yıllık çabasına karşılık 8 ila 80 arasında kişinin iman ettiğini; bazı peygamberlerin bir veya birkaç mümini olduğunu; Hz. Peygamber salllahu aleyhi ve sellem, bütün hayatı boyunca bütün zorluklarla, sabırla mücadele ettiğini; azgın müşrik Ebu Cehil’e dahi her defasında ümit ve heyecanla kırk defa ayağına giderek imana davet ettiğini okuruz ve yazarız. Ancak yine de nefis ve şeytanın tuzağına düşerek ümidimizi kaybederiz.
Kalbi, korku ve ümitle diri olanlar, Allah Teâlâ’ya karşı sonsuz bir aşk ve muhabbet içinde bulunurken, yaptığı amellerin Rabbine layık olmadığını görerek acizliğini anlar. Kibir ve gururunu kırar, utanır, hata işlemekten, nankörlükten arınmak için yollar arar.
Secde suresi 15 ve 16. Ayetlerde: “Ayetlerimiz hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamadan Rabbini tesbih edenler, çok ibadet etmekten vücutları yataktan uzak kalanlar, Rabbine korku ve ümitle dua edenler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak edenler hakkıyla iman edenlerdir.” buyruluyor.
Ölmek üzere olan genç bir sahabenin yanına gelen Allah Rasülü salllallahu aleyhi ve selem ona, ne durumdasın, diye sordu:
Genç sahabe: “Ya Rasulallah! Allah’ın rahmetinden ümitliyim. Günahlarımdan dolayı da korkuyorum.”
Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurdu: “Bu ikisi, yani korku ve ümit hangi kulun kalbinde böyle bulunursa, Allah Teala kendinden beklenen ümidi lütfeder. Korktuğu şeyden de ona güven ve emniyet bahşeder.”
Anlaşılıyor ki, Allah Teâlâ iki korkuyu aynı kişide toplamaz. Günahlarına bakarak, cehennem azabından korkanları, Allah hesap gününün korkularından emin kılar. Ümitlerini boşa çıkarmaz. Rahmetiyle kuşatarak cennetin sonsuz nimetlerine gark eder.
Muaz ibni Cebel radıyallahu anh diyor ki: “Cehennem köprüsünü (sıratı) selameten geride bırakıncaya kadar müminin kalbi sükûna kavuşmaz.”(4)
Fatır suresi 5. ayette ise: “Ey insanlar! Allah Teâlâ’nın (haşr ve ceza ile ilgili) vadi haktır. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Aldatıcı (şeytan)da Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” buyuruluyor.
Abdülkadir Geylani rahmetullahi aleyh: “Korku ilmin ta kendisidir. Korkmayan bilgi sahibi değildir. Korkan korktuğu şeyin âlimidir. Allah korkusu olmayan için ne burada ne de ahirette selamet vardır.”(5)
Rabbimiz bizden hatasız, günahsız bir kulluk beklemiyor. Ancak içten gelen bir tevbe bekliyor. Bizi O’ndan uzaklaştıran günahlarımız değil, tevbesizlik ve ümitsizliktir.
Bir günah işlediğimizde, benim büyük bir günahım var demeden önce, günahımıza dönüp, benim Rahman ve Rahim olan âlemlerin rabbi Allahım var diyelim.
“Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.”(6) hadisi ile “Artık kazandıkları işlere karşılık az gülsünler, çok ağlasınlar!”(Tevbe 82) ayetini okuyarak korkalım.
“Allah’tan başka ilah yoktur. Ve Muhammed Allah’ın rasülüdür diye şehadet eden kimseye Allah cehennemi haram kılmıştır.”(7) hadisi ve “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.” (Araf 156) ayetlerini okuyarak ümidimizi kaybetmeyelim. Cennetin de, cehennemin de, rahmetin de, azabında yanı başımızda olduğunu şu Hadis-i Şerif ifade ediyor: “Cennet size ayakkabınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir.”(8)
Cennet de cehennem de burnumuzun ucunda. Bunu hissetmeyen buna göre yaşamayan insan gaflet içerisindedir. Şimdi soralım: Havf ve reca (korku ve ümit) içerisinde miyiz? Korkak veya rahatına düşkün, serkeş ve rehavet içerisinde miyiz?

İfrat ve tefritten, aşırılık ve gevşeklikten kurtulup, kalp âleminde ümidimizi yitirmeden, azabı da unutmadan ahenkli bir hayat yaşayanlara ne mutlu!

________________
1) Üsve-i Hasene, c.2, s. 221-224
2) Riyazüs- Salihin, Erkam Yayınları c.3, s.149
3) Bakara 150
4) Ölçüler Dengeler, Zeki SOYAK, s.46-51
5) A.g.e. s.186-187
6) Müslim, Fezail 134
7) Müslim, İman 47
8) Buhari, Rikak 29