Stres ve Çözümü

Yazar: 
Mükremin Çelik
Köşe: 
Genç Bakış

 
Gazetelerde çağın hastalığı olarak stres gösteriliyor. Ülkemizde her sekiz kişiden biri psikiyatri servisine uğramış. Yine gazetelerde; ”Stresten uzak bir hayat için”  şeklinde başlayan cümleler uzayıp gidiyor. Sunulan tedavi yöntemleri ne kadar tesirli bilemiyoruz. Reçeteyi yerinde ve zamanında uygulamak da ayrıca bir külfet getiriyor. Stresten kurtulayım derken stres fabrikalarına dönüşen yoga merkezlerine gidenler, tuhaf işlere sürüklenip milyonlarını da kaptırıveriyorlar.
“Yok mu hem keyif alacağımız, hem de stres belasından kurtulacağımız bir ilaç?” serzenişi her yeri sarmaya başladı. Tam da bu sırada yakın zamanda vefat eden bir bilgenin sözlerinden biri yetişiveriyor imdada: “Müslümanın hayatında strese yer yoktur!” Pekiyi de bu stresliler neden stres oluyor?
Kötü çevrenin, kötü niyetlilerin yaydığı olumsuz enerji kalbimizi olumsuz etkiliyor. Kalpler yoruluyor. Yorgunluk bir yerden sonra yerini strese devrediyor. İşte kalbin dinleneceği en büyük ve etkili terapiye burada ihtiyaç duyuluyor. Hollandalı bir doktor stres ve strese bağlı hastalıkların tedavisinde yeni bir yol bulmuş. Eğer hasta müslüman ise hemen reçetesine şu kutlu ve muhteşem tedaviyi yazıyor: Namaz.

Hazret-i Ömer radıyallahu anh valilerine şöyle nasihat etmiştir: “Benim katımda en mühim işiniz namazdır. Kim onu koruyup vakitlerine dikkat ederse, dinini korumuş olur, kim de onu yerine getirmeyip yitirirse, dinini de kısa zamanda yitirir.”
Dinini yitiren neyi yitirmemiştir ki? Huzuru da yitmiştir, mutluluğu da.
Tarih nice zorluklara ve felaketlere şahittir. Fakat onca zorluklara rağmen ibadetlerini ihlas dediğimiz duygu atmosferinde gerçekleştirenlerin strese düştüklerine şahit değildir. “İbadetler, kulun ezelde Rabbine verdiği söze sadık kaldığını gösteren bir vefa nişanesidir. Mümini Cenab-ı Hakk’a yaklaştıran vuslat demleridir. Diğer taraftan ibadetler, insanoğlunu ölüm ötesinin kaygı ve endişelerinden azad edebilecek en müessir şifa, huzur ve teselli kaynağıdır. Kalbi muvazene ve selametin temini ve kulluğun seviye kazanabilmesi için de zaruri bir feyz menbaıdır.”
Önemine dikkatle; abdestteki titizlik veya itinasızlık namaza da yansıyacaktır. Dikkat edilmeden gelişigüzel alınan bir abdest aracıyla kılınan namazla; dikkatli bir şekilde alınan abdestle kılınan namaz da elbette ki farklıdır. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem sabah namazında Rum suresini okurken kısmen yanılmalar oldu. Efendimiz aleyhisselatü vesselam namazı tamamladıktan sonra cemaate dönüp: “Bazı kimseler namaza abdestsiz geldikleri için şeytan kıraati karıştırmamıza sebep oluyor. Namaza geldiğinizde abdestinizi güzelce alın!” buyurdular. Demek ki namaz öncesindeki temizlik ve abdesti güzelce almak, ibadetlerimizin sıhhatini etkiliyor.
Misver bin Mahreme radıyallahu anhdan gelen şu rivayet öyle sanıyoruz ki işin ciddiyetini anlatmak için yeterlidir. Ömer bin Hattab radıyallahu anh hançerlendiği zaman baygınlık geçiriyordu.Bir keresinde yanına girdim. Üstüne bir örtü örtmüşler kendinden geçmiş vaziyette yatıyordu. Yanındakilere: “Durumu nasıl?” diye sordum. “Gördüğün gibi baygın” dediler. “Namaza çağırdınız mı? Eğer hayattaysa onu namazdan başka hiçbir şey korkutup uyandıramaz” dedim. Bunun üzerine :
- “Ey müminlerin Emiri namaz! Namaz kılındı!” dediler. Hazret-i Ömer radıyallahu anh hemen ayıldı ve:
- “Öyle mi? Vallahi namazı terk edenin İslam’dan nasibi yoktur” dedi.   Kalktı ve yarasından kanlar akarak namazı kıldı.
İslam’dan nasibi olmayanın stresi çok olur! Öyleyse stressiz bir hayatın formülü olarak diyoruz ki: Haydi namaza! Haydi kurtuluşa!