İLKADIM'DAN
Değerli okuyucu,
Anayasa özel sayımızın ardından eğitimi kapak konusu yaptığımız yeni bir dergi ile birlikteyiz.
“Bir ülkede meydana gelen ticarî, iktisadî ve teknik gelişmeler, elbette takdire şayan ve bir milletin bekâsı için olması gereken şeylerdir. Ancak bundan daha mühim olanı insandır ve onun eğitimidir. Zira insanı ruhen ve fikren besleyip mânen kalkındırmadan istenilen seviyeye ulaşmak mümkün değildir.
Bir elimizle yaptığımızı diğer elimizle yıkmak istemiyorsak, insanımızı bir fazilet ve ahlâk abidesi hâline getirmek mecburiyetindeyiz.
Üç kıtada hâkim olduğumuz devirlerde, ilay-ı kelimetullah, millet olarak birleştiğimiz ve bütün benliğimizle bağlı olduğumuz bir mukaddes gaye idi. Çünkü o devirlerde insanımız bu ulvî gaye için eğitiliyor, bu hususta hiçbir fedakârlıktan kaçınılmıyor ve bütün imkânlar neslin en iyi bir şekilde yetişmesi için seferber ediliyordu.
Bugün ise milletimizi birbirine bağlayan ve kenetleyen o ulvî gayenin ve mânevî değerlerin yok denecek kadar zaafa uğradığını ve aramızdaki uhuvvetin adâvete, muhabbetin bürûdete dönüştüğünü görüyoruz.
Kendi kökünden kopmuş, dininin, tarihinin, gelenek ve göreneklerinin yabancısı olmuş, kafa ve yüreğinde mazisi adına ne varsa kaybetmiş, gayesiz, güvensiz, başıboş bir gençlikle karşı karşıya bulunuyoruz.
İnsanoğlu ne melektir, ne de şeytan. Fakat dînî ve millî değerleri, ahlâkî prensipleri hiçe sayan materyalist bir eğitim sistemi ile yetiştirilirse, şeytan olmaya daha müsaittir. Memleketimizde meydana gelen anarşik olayların, din ve tarih düşmanlığının, ateist fikirlerin büyük ölçüde okumuşlar arasında meydana geldiğine bakılınca, bugüne kadar uygulanan millî eğitim sisteminin ne kadar yanlış ve millî bünyemizi tahrip edici olduğu ortaya çıkmaktadır.
Siyasî, ekonomik ve kültürel yönden gerçekten hür olmak istiyorsak, bizi biz yapan dînî ve millî değerlerimizle beslenen, asrın imkânları ile teçhiz edilmiş, taklitten uzak bir millî eğitim programı uygulamak mecburiyetindeyiz. Bugünkü eğitim ve öğretim programları ile şahsiyetli ve güvenilir bir nesil yetiştirmek mümkün değildir. Şayet yetişmiş bir kısım kişiler varsa, bunlar da fedakâr, kemâl ehli bazı zevatın özel ilgi ve çabaları neticesinde o duruma gelmişlerdir.”
Geçen sayımızda bir vesile ile selim akıl sahibi nesiller yetiştirme zorunluluğumuzu ve sorumluluğumuzu bir kez daha hatırlamış, hatırlatmıştık.
Bütün gayretimiz, her biri tertemiz bir beyaz sayfa halindeki evlatlarımızı, emanetlerimizi yukarıdaki ölçüler doğrultusunda yetiştirebilmek olmalıdır.
Selam ve dua ile…
