Yeni öğretme teknikleri mi?

Yazar: 
Dr. Erdem Yaşar
Köşe: 
Eğitim

İnsanoğlu var olduğundan beri nasıl öğreneceği ve öğrendiklerini nasıl aktaracağı konusunda hep bir araştırma içine girmiştir. İnsan nasıl öğrenir? Beynin öğrenme işlevi nasıldır? Kalıcı öğrenme nasıl sağlanır? Herkesin bir öğrenme sitili var mıdır? Bu ve bunun gibi bir çok soruya cevaplar aranmış ve hâlâ aranmaya devam etmektedir.
Son zamanların tartışma konusu, öğretim mi-öğrenme mi sorusudur. Yani öğrenecek kişiye biz mi öğreteceğiz? Yoksa o kendisi mi öğrenecek? Bilgiyi nasıl elde edecek? Öğretmen mi bilgiyi aktaracak? Yoksa öğrenci mi bilgiyi arayıp bulacak? Anahtar kelime, öğretmen bilgiyi mi öğretecek? Yoksa öğrenmeyi mi öğretecek? Evet, bu soruları devam ettirmek mümkündür.

Son öğrenme yaklaşımları, bilginin insandan ayrı bir şey olmadığını, onu insanın kendi beyninde yapılandırdığını ifade etmektedir. Yani insan bilgiyi alır, önceki bilgileriyle (çevreden öğrendikleri veya yaşam tecrübelerinden öğrendikleriyle) karşılaştırır, yeniden yorumlar ve bir binanın oluşturulması gibi beyninde yapılandırır. Yapılandırmacı öğretim yaklaşımı dediğimiz bu anlayış, öğrenmeye geleneksel bakış açısından çok farklı bir anlayış getirir. Geleneksel yaklaşımda öğrenme, en iyi bilen uzmanlar tarafından, en iyi şekilde aktarılır ve boş bir kağıt gibi görülen öğrencinin kafasına yerleştirilirdi. Öğrenci de istendiği zaman bu bilgileri ortaya çıkarmakla yükümlü olurdu. Yani öğrenci bilgiyi ustadan ezberleme ve onu tekrar etme işini yapardı.
Yapılandırmacılığa göre bilgi, insandan ayrı değil bilakis insanın yapılandırdığı bir şeydir. İnsan bilgiyi alır, yorumlar ve onu hayatına aktarır. Örneğin, dört işlemi öğrenen bir öğrencinin markette onu kullanabilmesi gibi. Problem çözmesini öğrenen bir öğrencinin, gerçek hayatta, bir takım problemlerle karşılaştığında, onu çözebilmesidir.
Öğrenci bilgiyi öğretmenden almaz, bilakis kendisi birincil kaynaktan alır, öğrenir. Öğretmen ve kitaplar ikincil kaynak konumundadır. Öğrenci bunları yaparken de öğrenme yollarını ve stratejisini öğrenir. Yani öğrenmeyi öğrenir. Bilginin her an değiştiği günümüzde, bir nas gibi önceki bildiğimiz bilgilere sarılıp, onu temel kabul edip her zaman geçerli doğrular gibi aktarmak yerine, ‘öğrenmeyi öğretme’ yapılandırmacılığın temellerini oluşturur.
Yapılandırmacılık anlayışında, “öğretmenin görevi nedir” sorusu aklımıza gelir. Öğretmen gökteki yıldızlar gibidir. Yıldızlar insanlara ne tarafa gideceğini söylemez fakat insanlar ona bakarak yollarını bulabilirler. Öğretmen bir bilgi aktarıcısı değil, bir rehber, yol gösterendir. 
Yapılandırmacılıkta, öğrenmede temel kavramlardan hareket edilir. Bu kavramlar üzerine başka öğrenmeler bina edilir. Değerlendirme, öğrenciye bilgiyi tekrar ettirme değildir. Hem öğrenme süreci hem de sonucu değerlendirilir. Bu değerlendirmeyi öğretmen öğrenciyle birlikte yapar. Geleneksel yaklaşımın bir öğrenme stratejisi ve tekniği olduğu gibi yapılandırmacı anlayışın da öğrenme stratejisi ve tekniği vardır.
Geleneksel anlayışın öğrenme stratejisi sunuş, öğretim tekniği de anlatımdır. Sunuş stratejisi, bilginin öğretmen tarafından sınıfa sunulmasıdır. Sunuş stratejisinin öğretim tekniği, anlatımdır. Anlatım tekniği öğretmenlerimizin çoğunlukla tercih ettiği bir tekniktir. Bu teknikte, bilgiyi araştırıp bulan ve aktaran öğretmendir. Öğretmen merkezlidir. Bu teknikte öğrencilerin sıkılması durumunda, soru sorması, anı veya fıkra anlatması dağılan ilginin toplanması açısından önemli görülür. Kalabalık, zamanın kısıtlı olduğu ortamlarda, bilginin hap gibi verildiği yerlerde genelde bu teknik uygulanmaktadır.
Yapılandırmacı anlayışın öğretim stratejisi araştırma-incelemedir. Öğrenci merkezli bir stratejidir. Öğrenci araştırarak, inceleyerek öğrenir. Araştırma-inceleme stratejisinin öğretim tekniği, problem çözmedir. Öğrenci bir konuyla ilgili temel kavramları edindikten sonra bir problem belirler. Öğrencinin problemi hissetmesi önemlidir. Sonra problemi tanımlar, problemi tanımlarken probleme ilişkin kavramların araştırmasını yapar ve gerçekten neden böyle bir problemin var olduğunu ortaya koyar. Sonra da hipotezler ortaya koyar. Daha sonra hipoteziyle ilgili bilgi toplar ve sonra da bu bilgiler ışığında hipotezini test eder. Araştırmasını rapor haline getirip, sunar. Şimdi bunu bir örnekle somutlaştıralım: “Ahlak” bizim temel kavramımız olsun. ‘Ahlak’ kavramıyla ilgili öğrencilerin önbilgileri tartışılır. Kavramın diğer kavramlarla ilişkisi kurulur. Örneğin toplum-ahlak ilişkisi, birey-ahlak ilişkisi gibi... Sonra da her öğrenciden bir problem belirlenmesi istenebilir. Örneğin bir öğrenci toplumdaki bozulmanın ahlakla yakın bir ilişkisi olduğunu düşünebilir. Bu konuda geniş bir kütüphane araştırması yaparak problemi tanımlar. Toplum ve ahlak anlayışlarının kavram tanımlamasını yapar, sonra da hipotezini geliştirir. Hipotezi şöyle bir şey olabilir: ‘Toplumsal yozlaşma, toplumsal ahlakın bozulmasından olmaktadır’. Gerçekten bu böyle midir? Bunu araştırmak için anket, görüşme ve gözlem gibi bazı ölçme araçları geliştirerek araştırma yapabilir. Yaptığı araştırmanın sonucu kendi hipotezini doğrular veya yanlışlığını ortaya koyar. Sonra da bunu rapor haline getirip, sınıfa sunar.
Son yıllarda öğretimde birçok yeni teknik geliştirilmiştir. Kartopu, top taşıma, fikir taraması, vızıltı grupları, kart gösterme, mahkeme, tereyağ-ekmek, altı şapka, altı ayakkabı, akvaryum, mikro öğretim gibi teknikler bunlardan bazılarıdır. Bu teknikler okulda ve kurslarda eğitim ve öğretimi sıkıcılıktan kurtarma ve daha ilgi çekici hale getirme açısından önemlidir.