İLKADIM'DAN
Değerli okuyucu,
Anayasa özel sayımızın ardından eğitimi kapak konusu yaptığımız yeni bir dergi ile birlikteyiz.
“Bir ülkede meydana gelen ticarî, iktisadî ve teknik gelişmeler, elbette takdire şayan ve bir milletin bekâsı için olması gereken şeylerdir. Ancak bundan daha mühim olanı insandır ve onun eğitimidir. Zira insanı ruhen ve fikren besleyip mânen kalkındırmadan istenilen seviyeye ulaşmak mümkün değildir.
Bir elimizle yaptığımızı diğer elimizle yıkmak istemiyorsak, insanımızı bir fazilet ve ahlâk abidesi hâline getirmek mecburiyetindeyiz.
RABBÂNÎ EĞİTİM
Her şeyin sahibi olan Allah celle celaluhu, ilmin de sahibidir. İlmini mahlukata en güzel şekilde öğreten de O’dur. O, bilineni de bilinmeyeni de en iyi bilendir. O, her türlü yaratmayı da her türlü yaşatmayı da her türlü öldürmeyi de öldürdükten sonra her türlü diriltmeyi de en iyi bilendir. O, Allam-ül Ğuyub’dur. İnsanların sahip olduğu ilimlerin yegâne kaynağı Allah’tır.
Rabbimiz, insanı yaratıp ona bir şeyler öğretmeyi diledi de önce insanları eğitecek eğitimcileri eğitti.
Rabbimiz ilk insan, ilk Peygamber hakkında:
“Allah Adem’e bütün isimleri öğretti.” (Bakara, 31) buyurdu.
İlim sahipleri hakkında da:
“Şüphesiz o ilim sahibiydi çünkü ona biz öğretmiştik.” (Yusuf, 68) buyurmaktadır.
DOĞRU, FITRİ BİR EĞİTİM VE DAYANDIĞI USUL: SEVGi
Giriş
Eğitim, görünüşte üzerinde en çok durulan konulardan biridir. Her ele alınışında köklü reformlara tabi tutulduğu, yeniden yapılandırıldığı, dolayısıyla pek çok problemin artık halledilebileceği ifade edilir. İş, yöneticilerin bu bağlamda ifade ettiklerini her seferinde aşar, çözülmesi umulan problemlerin halli bir kenara, tahmin edilmeyen pek çok problem de gündeme gelir. Bu çalışmada tüm bu yapılanlarla, eğitimde eksik olana vurgu yapılacaktır. Bu, temelde insanın ihmalidir, tek taraflı ele alınışıdır. Aklın yegane ölçü olarak kabul edilişi ve gönlün kapatılışıdır. Kalbimiz, çağdaş anlayışta kurban edilen tarafımızdır (İslamoğlu). Kalbin tahribi pek çok insani tarafımızın kaybını getirir. Mesele, bunun idrakında ve yeniden imarında yatmaktadır. Bu, yeni bir eğitim anlayışını gerektirir. Çağdaş eğitim felsefelerine dayalı eğitim yapılanmaları bu derin, güç problemi çözemez. Çünkü halihazır durum onların eseridir. Önce, böyle bir neticeyle bizleri, dünyamızı karşı karşıya getiren çağdaş duruma işaret edilerek bunun sonuçları üzerinde durulacak, sonra da yeniden yapılanmada etkili olabileceği düşünülen eğitim anlayışına yoğunlaşılacaktır. Elbette bu anlayışta sevginin sarıp-sarmalayan ve hayat veren rolü üzerinde de yeterince durulacaktır.
ÇOCUKLARIN SORULARINDAN NASIL YARARLANIRIZ?
Çocuk eğitiminde kullanılan değişik yöntem ve teknikler vardır. Bu eğitim metotlarından birisi de çocukların sorularından yararlanmaktır.3-4 yaşlarından itibaren çocuklar bazen çevreleri ile ilgili bazen aile ile ilgili bazen de manevî konularla ilgili sorular sormaya başlarlar. İlk yıllarda bu soruların cevaplarıyla fazla ilgilenmeseler de olumlu karşılandıkları müddetçe sorularına devam ederler. 5-6 yaşlarında ise soruları ile anne ve babalarını adeta bunaltırlar.
ÇOCUKLARIMIZA NAMAZ EĞİTİMİ
Rabbimize bizi en çok sevdiren şey nedir? Allah Teâlâ’nın imandan sonra en fazla önem verdiği eylem nedir? Yaratıcımız ile nasıl iletişim kurarız? Hangi kutlu zaman dilimlerinde ona daha yakınız? Allah’a ilk arz edilen amelimiz hangisidir? Semavi bütün dinlerde olan, şükrün ve zikrin her türlüsünü kendisinde toplayan ibadet hangisidir? Rasulullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hayatının ayrılmaz bir parçası olan, uhrevi ve dünyevi çok yönlü faydaları olan ibadetimiz NAMAZ’ımızdır. İman şehrinin sınırlarına girdikten sonra adeta bütün yollar ona çıkıyor. Rabbimiz başka varlıklara değil, sadece kendisine kul olduğumuzu devamlı hatırlamamız ve kulluk sözleşmemizin bir gereği olarak bize beş vakit namazı emrediyor.
Eğitimci-Yazar Mehmet Nezir Gül İle Peygamber Efendimiz’in Eğitim Metodları Üzerine Mülakat
Mehmet Nezir Gül:
“Yepyeni bir toplum inşa eden Peygamber Efendimiz, tebliğ ve öğretim metodlarının en evrensel ve fıtrî ilkelerini kullanmıştır.”
• Sayın Hocam; eğitim, geçmişten günümüze ve geleceğe önem verdiğimiz bir olgu. Hepimiz, her zaman bunun çok önemli olduğunu vurgularız. Öncelikle bize eğitim olgusundan bahseder misiniz?
• Öncelikle sizlere ve kıymetli okuyucularınıza selam ve muhabbetlerimi sunuyorum. Hepimiz biliyoruz ki insanlar dünyaya geldiklerinde bazı ihtiyaçlarını da adeta beraberinde getirirler. Yeme içme, giyinme, sevgi ve şefkate ihtiyaç duymanın yanı sıra akli melekelerin gelişmesiyle birlikte inanma mecburiyeti belirmeye başlar.
İTAATTAKİ HASSASİYET
Rabbe itaat güzel, isyan çirkin; itaat şükür, isyan küfür; itaat muhabbet, isyan husumet; itaat düzen, isyan karmaşa; itaat huzur, isyan muzır.
Şeytan ve nefse isyan güzel, itaat çirkin; ,isyan şükür, itaat küfür; isyan muhabbet, itaat husumet; isyan düzen, itaat karmaşa; isyan huzur, itaat muzırdır.
İtaat ve isyan kime ise ona göre anlam kazanıyor. İtaat Hâlık’a güzel, mahlûka çirkin oluyor. Ancak Allah celle celaluh adına mahlûka itaat de güzeldir.
Varlık âleminde itaatin olmadığı yerde güzellik ve şükürden, muhabbet ve düzenden, huzur ve mutluluktan, bahsedilemez. İtaat ise kalbin itaatidir. Kalıbın itaati geçicidir.
GİTTİĞİMİZ YOLU İYİ GÖRMEK
“Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye insanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar hakka dönerler.” (Rum: 41)
Dünyada Âdem (a.s)’la başlayıp devam eden varlık serüvenimizi sık sık değerlendirmeli, insanın ve insanlığın tanımını her çağda yeniden yapmalıyız. Bu tanımlarımız bizim gözümüzün aydınlığı olacak ve dünyamıza anlam kazandıracaktır. Tabi ki herkes aynı dünyaya baktığı halde aynı şeyleri göremeyecek, yakını göremeyenler, uzağı göremeyenler olduğu gibi gördüğünü dahi yanlış değerlendiren renk körleri de her zaman olacaktır.
NAMAZDA SAF TUTMANIN VE CEMAAT OLARAK İSLÂMI YAŞAMANIN ÖNEMİ
“Saflarınızı düz tutunuz. Zira safların düz olması namazın tamam olmasını sağlayan hususlardan biridir.” (Buhârî, Ezân 74)
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:“İnsanlar ezan okumanın ve namazda ilk safta bulunmanın sevabını bilselerdi, sonra bunları yapabilmek için kur’a çekmek zorunda kalsalardı, mutlaka kur’a çekerlerdi. Şüphesiz ilk safta namaz kılanlara Allah rahmet, melekler de dua eder.” (Buhârî, Ezân 9, 32)
NAMAZ BORCU OLANIN NAFILE KILMASI
Soru:
Üzerinde kazâya kalmış namaz bulunan bir mükellefin nâfile namaz kılması caiz midir?
Aslında bu sorunun cevabına geçmeden önce şu gerçeği dile getirmekte fayda mülahaza ediyorum. Böyle bir durumla karşılaşmamak için bizlere düşen vakitlerinde kılınmak üzere farz kılınan namazı işi ciddiye alıp geciktirmeksizin vaktinde kılmaktır.
ALLAH SEVGİSİ-IV
Aşk nedir?
Böyle bir suale Hazreti Mevlana’nın cevabı: “Aşkın ne olduğunu bilmek istiyorsan, benim gibi ol.” şeklindedir.
Çünkü aşk anlatılacak bir bilgi değil, yaşanınca kavranılacak bir hakikattir. Yaşandığı zaman, takva ölçüleri içerisinde olduğu gün, aşkın sırları açılmaya başlar. Cenab-ı Hak buyurur: “Allah’tan korkun (takva üzere olun!... Bilin ki) Allah size bilmediğinizi öğretir.” (Bakara 282)
SOSYAL BİLGİLER DERSİNDE DEĞER EĞİTİMİ
İçinde bulunduğumuz çağ, insanlara yeni yeni imkânlar sunmasının yanında, bireylerin ve toplumların farklı meselelerle karşı karşıya kalmasını da beraberinde getirmektedir. Her gün basın yayın organlarında; cinayet, kapkaç, uyuşturucu kullanımı, trafik kazaları gibi konularla ilgili çok sayıda haberle karşılaşıyoruz.
Doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık gibi erdemler yerini rüşvet, kısa zamanda köşeyi dönme, dolandırıcılık gibi toplum hayatımızı tehdit eden hastalıklara bırakmaktadır. İnsanlar arasında güven sorunu yaşanmakta, insanlar birbirine yabancılaşmaktadır. Utanma duygusu yok olmaya yüz tutmakta, aile birliği ciddi bir tehdit altındadır. Televizyonlardaki filmler, insanımızın özüne ters; milli ve ahlaki değerlerden yoksun bir yaşam biçimini dikte etmekte, Türk aile yapısında onarılması güç tahribata yol açmaktadır. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demeyi, el öpmekle dudağın kirlenmeyeceğini yaşam felsefesi haline getiren, idealsiz insanlar ortaya çıkmaktadır. Günümüzde artık, sokakta bulduğu parayı sahibine ulaştırmak isteyen, dürüst insanlar taaccüple karşılanmaktadır. Hülasa toplum hayatımızın her boyutunda bir yozlaşma görülmektedir.
BERCESTE-II
“ Sanman taleb-i devlet ü câh etmeye geldik,
Biz âleme bir yâr için ah etmeye geldik.”
Yenişehirli Avnî
(Bizim bu dünyaya devletten bir makam mansıp, bir mevki rütbe istemeye geldiğimizi sanmayın..
Biz bu âleme bir yârin, bir sevgilinin hasretinden dolayı, ah edip inlemeye geldik!.)
***
KALİTELİ İNSAN
Kaliteli insanın ilk önce güzel ahlaklı, güzel düşünceli ve güzel sözlü olması lazımdır. Hani bir bahçede cezb edici güller vardır. Kendisi hoş, kokusu hoş güller var ya, insan da; insanlar arasından seçilip çıkan ve herkesi kendisine çeken mıknatıs gibi olmalıdır. Gönülleri kazanmak ancak tatlı dil, güler yüz ve hoş sohbetle olur. Yüce Yaratan, Musa -aleyhissselam-’ı Firavun’a tebliğ vazifesiyle görevlendirdiğinde ona yumuşak söz söylemesini istemiştir.
GÖZ KAMAŞTIRAN BİR İMKÂN
Allah rızâsına uygun, dünyâmızı da âhiretimizi de cennete çevirecek bir hayat yaşamak gaye olunca iman, akıl, ilim ve düşünce de bir zarûret, bir mecbûriyet olarak karşımıza çıkıyor.
Sahih iman, doğru bilgi, doğru düşünce, doğru karar, doğru hayat birbiriyle bağlantılıdır. Ayrıca doğru bilgilerin “istek uyandırmak” gibi bir fonksiyonu da vardır. Meselâ namaz diye bir ibâdetin varlığını bilen, günün birinde bir vesile ile namaz kılma isteği duyabilir. Bilmiyorsa, istek duymak bir yana, aklına bile gelmeyecektir.
KIŞ VE KAR ÜZERİNE
Şitaiyye. Kış nağmeleri. Kışa övgü şiirleri. Ama Cenap Şehabettin ondan şikâyetçidir. Ama benzetme müthiş: Karın uçuşu ve eşini kaybeden kuşun uçuşu.
GÜNE DÜŞÜLEN NOTLAR & MEHDİX
Kıymetli okuyucularımız. Bu ay sizlerle iki yeni kitap daha tanıyacak İlkadım Kitaplığımızı zenginleştireceğiz. Tanıyacağımız kitaplarımız Prof. Dr. Mehmet ÇELİK’in kaleme aldığı Güne Düşülen Notlar ile Turgay GÜLER’in kaleme aldığı Mehdix’tir.
BAŞÖRTÜNÜN MARKASI NE?
Yok ya, olmuyo ya… Alışınca olmuyo… Ben markasız örtü kullanamıyorum. Marka olmayınca olmuyo ya… Cümleleri maalesef duyulur oldu. Tesettürün şuuruna varamamışlar için acınacak cümleler. Yazık! Örtüyü nasıl anlıyor? Ne için örtünüyor farkında değil. İzzeti, şerefi elbisenin markasında mı arıyor? Ne boş arayış. Çevresindekilere de bu şekilde bakıyorsa temelli perişan. Tam bir zavallı.
YİTİK HİKMETİ UNUTMAK
“Hikmet mü’minin yitiğidir, nerede bulursa onu alır.” cümlesini bir zamanlar baş tacı ettiğimiz gerçeğini ifade etmek, uzun yıllar öncesinden bahsediyormuşuz gibi geliyor. Oysa şunun şurasında bir çeyrek asır önce, bu düşünce hem teorik olarak zihinlerimizde, hem de uygulamada tarz-ı hayatımızda mündemiç idi.
Hikmet kavramı, daha ilk insanla beraber, insan zihninin meşgul ede gelmiştir. Ancak ne olduğu konusunda açık beyanlara rastlamak mümkün değildir. Bu yüzden, adı hikmet olmuştur. Bu sebeple “yitik” kabul edilmiştir. Ve onu aramak ve hiçbir zaman da bulamamak hikmetin barındırdığı başka bir hikmettir.
İLKADIM'DAN
Kıymetli Okuyucu,
“SİZE NE OLUYOR? NE BİÇİM HÜKÜM VERİYORSUNUZ?”
İnananlar için âlemlerin Rabbi “Allah” celle celaluhudur. Bildiğimiz ve bilemediğimiz alemlerdeki her şey O’nundur. Mülk O’nundur. Hüküm de O’nundur. Onun mülkünde malik olma iddiası, O’nun mülkünde hâkim olma iddiası abesle iştigaldir İlahî haberler insanlık tarihinde bu iddia sahiplerinin, Firavunların, Nemrutların, Karunların, Ebu Leheblerin hazin sonlarıyla doludur.
TARİHSEL PERSPEKTİF IŞIĞINDA ANAYASASINI ARAYAN TÜRKİYE
Anayasalar, devletlerin temel yapılarını, örgütlenişlerini, işleyiş kurallarını ve çıkarılacak yasaların uymak zorunda oldukları temel ilkeleri gösterirler. Bu çerçevede, hukuk devleti anlayışında en güçlü toplumsal otorite olan devleti ve siyasi iktidarı sınırlayan hukuk kurallarının başında yer alır. Dolayısıyla teorik olarak, anayasa ve ona uygun olarak çıkarılan yasalar, toplumun genel iradesini yansıtır veya yansıtmalıdır. Uygulamada ise kimi zaman anayasaların, toplumsal barış ve uzlaşmadan çok, iktidarı ele geçiren bir siyasi görüş veya grubun, toplumun diğer kesimlerini denetlemesine, kendi düşünce ve inançlarını toplumun bütününe empoze etmesine hizmet edebildiği görülmektedir.[1]
"YASAKLAR HİÇBİR ŞEYE ÇARE OLMAMIŞTIR"
İlkadım: Sayın hocam, öncelikle “Anayasa nedir?”, “Niçin anayasa yapılır?” soruları ile başlayalım isterseniz.
YENİ ANAYASADA İNSAN HAKLARI TEMELİ
Toplu hâlde yaşamak zorunda olan insanları birbirine bağlayan ve aralarındaki ilişkileri düzenleyen kurallar, tarih boyunca var olmuştur. Böyle kuralların tesis edilmiş olması, hem insan doğasının hem de toplumsal yaşamın bir zorunluluğudur. İnsanın sınırları zorlayıcı ve yasakları çiğnemeye karşı arzulu oluşunun, bu zorunluluğun temel gerekçesini oluşturduğu söylenebilir.
DÜNYADA ANAYASA
Anayasa bir halkın devlet haline geldikten sonra ilk yapması gereken hukuki ve siyaset yönü ile yasama işlemidir. Anayasa yeni kurulan ya da zaten var olan devletin yapısını, temel kurumlarını ve o kurumların işleyişini, devletin yönetim biçimini belirler. Vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan ve vatandaşların görevlerini belirleyen en temel kanun bütünüdür. Anayasa vatandaşlar tarafından genel kabul görmüştür. Yazılı ya da teamüle dayalı olabilir. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu birçok ülkede anayasa yazılı iken, İngiltere de anayasa yazılı değildir.
MEDİNE VESİKASI
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"ANAYASA DEMOKRATİK, ADİL VE ÖZGÜRLÜKÇÜ OLMALIDIR "
İlkadım: Sayın Hocam, öncelikle çağdaş bir anayasa hangi değerler üzerine kurulmuş olmalıdır?
ANAYASADA EĞİTİM
Tarihi süreç içerisinde toplum dışında, salt birey olarak yaşayabilmeleri mümkün olamayacağından insanlar, toplumun kurallarına uymak ve bu kuralları gerçekleştirmek için devlet organizasyonu oluşturmuşlardır. Devlet, toplum kurallarını düzenlemiş, hangi hakların kullanılacağını tespit ve tayin etmiştir. Sosyal devlet anlayışının gelişmesi ile devletin önemli görevlerinden biri de topluma eğitim hizmetlerinin sunulması olmuştur.
DİL ÖZGÜRLÜĞÜ VE ANAYASALAR
Yabancı bir ülkeye gittiniz. Orada sizin dilinizi konuşan kimse yok. Ne yaparsınız? Onların dilini öğrenirsiniz. Ama kendi dilinizi konuşmak için de can atarsınız. Öyle ki “pisi pisi” deyince ya da “kuçu kuçu “ deyince yanınıza gelen, kuyruk sallayan bir kedi, köpek bile sizi çok mutlu eder. Çünkü sizin dilinizi anladı.


















